Sırlar Haritası ve MU

Mu acaba?

Dedenizin babası kimdi? Adı neydi? Bir çoğumuz buna cevap veremeyiz. Bunu bile hatırlayamayan insanoğluna yutturulmaya çalışılan ‘Dünya Tarihi’ tahmin edilenden çok daha eskilere dayanmakta olduğunu her geçen gün yeni keşiflerle görmekteyiz ancak görmezden gelmekteyiz.

Efsanevi Mu kıtası (yazının devamında detaylarına biraz gireceğim efsane ada) belki vardı belki yoktu. Belki efsanedeki gibi battı. Veya bir adada yaşayan atalarımız suların yükseldiğini anlayamadılar ve adanın battığını sandılar. Bunların hepsi birer olasılık. Ancak gözle görülür gerçek şu ki; tarih öncesi dönemde Pasifik Okyanusu ve çevresinde insanoğlu için önemli yaşam noktaları vardı. Pasifik adı Portekizce ‘Pasifico’ yani ‘sakin’ kelimesinden gelir. Belki atalarımız dünyaya bu sakin sularda yayılmaya başladı.

wall

Mu Efsanesinin izlerini her ne kadar kanıtlarıyla göremesek de Dünyamızda gizemini sürdüren tarih öncesi ve efsanevi birçok yer bulunmaktadır.  ‘Görsel Şeyler’ ile ilgili her şeyi kendine konu eden bloğumuz da sizin için bu yerleri bir harita üzerinde görselleştirdik ve hatta kısa açıklamalarıyla bir bilgi haritası oluşturduk. Özel olarak Büyük Okyanus (diğer bir adıyla Pasifik Okyanusu) ve çevresindeki gizemini koruyan bölgeleri inceledik. Bu görselleştirme sayesinde dünya tarihine bakış açımızı değiştirmemiz gerektiğine dikkat çekmeye çalıştık.

sirlar_haritasi_by_deskotech

Bir örnekle devam edelim. Kristof Kolomb’un 1492’de ulaştığı Amerika Kıtasında 1996’da Kennewick İnsanı adını verdikleri bir iskelet şans eseri bulundu ve yapılan testlerde yaşı yaklaşık 10.000 sene öncesini gösteriyordu. Bu kemikler Kuzey ve Güney Amerika’da bulunan en eski insan kemiği olarak tarihe geçti. İşin bir enteresan yanı da sağ kalça kemiğinde bir ok başı bulunmasıydı.

Tüm bu gelişmelere rağmen tarih derslerinde Amerika’nın keşfi 1492 Kristof Kolomb olarak söylenir. Ve oradaki yerleriler önemsenmez.  İpte oynayan canbaza bakar gibi Kristof Kolomb’a takılı kalan tarih bilgimizle kaçırırız oradaki yaşayan yerlileri. Dünya haritasını gözümüzün önünde canlandırdığımızda ortaya Atlas okyanusunu kondururuz. Zihinlerimize böyle işlenmiştir bu veri. Çünkü tarihte bilinen coğrafi keşifler Avrupalılar tarafından 15. ve 16. yüzyıllarda yapılmıştır. Belki de dünya haritasını gözümüzün önüne getirirken Pasifik Okyanusunu ortada bulundurmak insanoğlunun dünya üzerindeki yayılışını görmek açısından daha açıklayıcı olabilir. Efsaneleştirildiği gibi büyük bir kıta olmasa da atalarımız için büyük olan bir adadan yayılıyor olmaz mıyız? İnsanoğlunun kökleri zannedildiği gibi Afrika’da değilde Pasifikte olamaz mı?

Kayıp tarihe Atatürk’ün bakışı

Batılı kaynakların önderliğinde yazılan Dünya ve İnsanlık Tarihini olduğu gibi kabul etmek yerine araştırmayı ve keşfetmeyi tercih eden Atatürk, yaşamının son senelerinde araştırmalarını güçlendirebilmek için Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunu kurmuş ve adeta Türkiye ulusuna bir emanet ve miras olarak bu kurumları bırakmıştır. Atatürk’ün bizzat araştırdığı ve yönetip yönlendirdiği bu tarihi araştırma konuları, batı toplumu tarafından dışlanmıştır. İşin kötü tarafı günümüz tarihçilerinin büyük bölümü de batının klasik tarih anlayışı içerisinde yer bulamayacaklarından ve hatta uluslararası platformda dışlanacaklarından dolayı Atatürk’ün başlattığı bu çalışmaların devamını getirmeye gerek görmemişlerdir.

Bir Fransız tarih kitabında Türklerin ‘sarı ırka’ mensup olduklarını okuyan Mustafa Kemal (Avrupalılar kendilerini asil ve beyaz ırk olarak görüyor bu söylemle), bu düşüncenin yanlışlığını ortaya koyması için Afet İnanı görevlendirmiştir. Türk ırkının da en az Avrupa insanı kadar gelişmiş bir ırk olduğunu ispatlamak amacıyla kafatası ölçümlerine kadar ileri giden çalışmalar ileride Atatürk’ün bazı kesimler tarafından ırkçı olarak gösterilmesine de sebep olmuştur. Bu sebeplerden dolayı da yapılan bu köken araştırmaları ‘ırkçılık’ olarak gösterilerek bir daha kimsenin kolay kolay üzerine eğilmek istemeyeceği tarihin tozlu raflarına kaldırılmıştır.

Ankara Üniversitesi Antropoloji Bölümü Laboratuvarı

Ankara Üniversitesi Antropoloji Bölümü Laboratuvarı

Detayına burada girmeyeceğim ‘Türk Tarih Tezi’ ve ‘Güneş Dil Teorisi’ de bu araştırmaların doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmış. 1931-1939 yılları arasında liselerde okutulan dört ciltlik ders kitabı da Türk tarih tezinin temel metinlerindendir. İslam ve Hristiyan çatışmasına dayalı Osmanlı tarihi tezine ve Türkler aleyhinde yazılan batılı tarih tezlerine tepki olarak ortaya konmuştur. Bilimsel çevrelerde Türk tarih tezi, siyasi gayeler taşıdığı, hayalci veya romantik milliyetçi yönlerinin olduğu savlarıyla eleştirilmiştir.

Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu gibi kurumları kuran Atatürk, insanlık tarihine ışık tuttuğu çalışmalarında Türk milletinin köklerini Sümerler’e (Mezopotamya, Dicle-Fırat Nehirleri arası, M.Ö. 4000-2000), Hititlere (Etiler, Anadolu Uygarlığı, M.Ö.2000) kadar takip etmiştir. Bu sebepten 1933 yılında kurulan ve Türkiye Cumhuriyetinin ilk kamu yatırımı olan tekstil fabrikasına ‘Sümerbank’ adını vermiş,1935 yılında direktifiyle, yeraltı kaynaklarını işletmek ve değerlendirmek üzere, sanayinin ihtiyacı olan madenleri, endüstriyel hammaddeleri, enerjiyi üretmek ve bu işlerin yapılması için gerekli sermayenin toplanacağı her türlü bankacılık işlemini yapması için kurulan bankaya da ‘Etibank’ adını vermiştir.

hitit-aniti-2010-01-20

Hitit Anıtı – Ankara

Gelin görün ki; bu çalışmaları sonrasında ırkçılıkla itham edilen Atatürk araştırmalarını Anadolu coğrafyası ve çevresinde sınırlı tutmamıştır. Arayışını en uç noktaya kadar taşıyan Atatürk araştırmaları genişletmek için Orta Amerika’ya tarih ve dil araştıması yapması amacıyla Tahsin Mayatepek’i göndermiştir. Mu kıtası efsanesi, Maya dili ve Türk diliyle ilişkisi gibi konuları araştıran Tahsin beyin soyadı da Maya dilinde ‘Tepe’ anlamına gelen ‘Tepek’ kelimesi ve Maya kelimesinin birleşmesiyle oluşmaktadır ve kendisine Atatürk tarafından verilmiştir. Tahsin beyin araştırmalarına tekrar dönmeden önce efsanevi Mu kıtasıyla ilgili biraz bilgi verelim.

mu_wallpaper_by_deskotech

Mu Kıtası

Kayıp kıta Mu efsanesinin çıkış noktası bir İngiliz Albay ve gezgin olan James Churchward’ın Tibet’te bir tapınakta gördüğünü ve 12 senede Naga Maya dilini öğrenerek tercüme ettiğini söylediği tabletlerle ilgili yazdığı  4 adet kitapla başlar.  Efsaneye göre Büyük Okyanus’ta, Asya kıtası ve Amerika kıtası arasında ve Avustralya’nın iki katı büyüklüğünde bir kıta olduğunu anlatır. Detaylar >>

Efsaneye göre gelişmiş bir uygarlığın yaşadığı Mu kıtası da Atlantis gibi sular altında kalmıştır. Mu kıtasının varlığı ile ilgili bazı kaynaklarda M.Ö. 120.000 – 200.000 gibi tarihler öngörülmüştür. Güncel jeolojik bilgiler bu ölçekte bir adanın Büyük Okyanus’ta var olamayacağını göstermektedir.

Evet jeolojik açıdan belki o büyüklükte bir ada Pasifik ortasında yer almıyordu. Ancak 10.000’lerce sene öncesinde okyanusun ortasında tonlarca ağırlıkta olan bloklar, heykeller diken, duvarlar ören insanoğlu ne arıyordu? Bering boğazı üzerinden yapılacak bir göçe zihinlerimizi saplayan tarihçiler okyanus ortasındaki bu medeniyetlerin varlığını neden sadece ‘sır, gizemli, bilinmez’ gibi gösterir?

Biz konumuza Churchward ve çalışmalar üzerinden devam edelim…

Kayıp tarihin seslenişi

Churchward’a göre 70.000 yıl öncesine uzanan bir uygarlığa beşiklik etmiş Uygurların da kökeni Mu kıtasına bağlıdır. Churchward Uygurlar’ın torunları olan bu kavimlerden bazıları olarak Keltler’i, Basklar’ı ve Asyalı İskitler’i sayar.

Daha önce bahsettiğimiz gibi bu çalışmalarla ilgilenen Atatürk’ün görevlendirmesiyle Tahsin Mayatepek tarih ve dil üzerine araştırmalar yapmıştır. Orta Amerika’da Maya kültüründeki güneş kültü ve güneşe tapınma eyleminin Orta Asya’daki güneş kültü ile olan ilişkisini, Maya dili ile Türkçe ve diğer Asya dillerinin ilişkisini incelemiştir.

Birçoğumuz Türk Dil Kurumunun görevini ‘imla klavuzu’ ve ‘türkçe sözlük’ yapmaktan öte görmüyoruz maalesef. Atatürk bu çalışmalara destek olması amacıyla kurdurduğu Türk Tarih (1931) ve Türk Dil (1932) kurumlarının elinde bu çalışmalarla ilgili resmi kayıtlar olmasına rağmen Atatürk’ün vefatından sonra konuya önem verilmemiştir.

Çalışmalardan birkaç örnek;

Mu ya da Orta-Asya kökenli bu kavimlerin hemen hemen hepsinde (yaklaşık 40 dilde) telaffuzları az çok ufak farklarla, “baba” anlamına gelen ata sözcüğü mevcuttur.

Kimi araştırmacılara göre Türkçede “baba” anlamına gelen ata sözcüğünün az çok ufak söyleniş farklarıyla dünyanın farklı kıtalarında yaşayan kavimlerin dillerinde bulunması ve bunların hepsinde yine “baba” anlamına gelmesi, bütün bu kavimlerin geçmişte ortak bir kökeni olduklarını ortaya koymaktadır. Baba anlamına gelen birbirine yakın sözcüklerden ve kullanıldıkları dillerden bazıları 1936’daki Türk Dil Kurultayı’nda şöyle saptanmıştır:

  • 1- Türk Dilleri:
  • • Uygur,Koybal,Kazan,Kırgız ve Batı lehçeleri………..Ata
  • • Kuman, Televüt lehçeleri…………………………………Atta
  • • Çuvaşça……………………………………………………..Atey
  • • Kazanca…………………………………………………….Etey,ata
  • • Altayca………………………………………………………Ada
  • 2- Ön-asya Dilleri:
  • • Sümer dili…………………………………………………..Ad,adda
  • • Elam dili…………………………………………………….Atta
  • • Mitanni dili …………………………………………………Atta(i)
  • • Hitit dili………………………………………………………Atta
  • • Luwi …………………………………………………………Tati
  • 3- Hint-Avrupa Dilleri:
  • • Grekçe………………………………………………………Atta
  • • Latince………………………………………………………Atta,atavus
  • • Got…………………………………………………………..Atta
  • • Eski Nort……………………………………………………Atte
  • • Eski Yukarı Almanca…………………………………….Atto
  • • Eski Slavca………………………………………………..Atetz
  • • Polap dili……………………………………………………Otay
  • • Orta İrlanda dili…………………………………………….Aite
  • • Votyak dili………………………………………………….Atay
  • • Macarca…………………………………………………….Atya
  • 4- Diğer dillerde:
  • • Kalmuk dili…………………………………………………Atey
  • • Bask dili……………………………………………………Aita
  • • Eskimo dili…………………………………………………Atatak

Başka kaynaklardan diğer bazı dil çalışları

Kızılderili dili ile Türkçe arasındaki bazı benzerlikler;

Biz türkçede Atabask Dilleri(http://tr.wikipedia.org/wiki/Atabask_dilleri) diyoruz. İngilizce Athabaskan Languages diye geçiyor (http://en.wikipedia.org/wiki/Athabaskan_languages)

Atabask (Atabaşkan); Kuzey Amerika’da yaşayan Kızılderili grubudur.

Yatkı=Ev, yatılan yer
Dodohişça=Dudak
T-sün=Uzun
Yu=Su, yu-mak, yıkamak
Lı-ık=Vatan, ili
Tete=Dede
Tamazkal=Hamam, temiz kal
Hogan=Kerpiç ev, Hopan
Kuşa=Kuş
Türe=Türe, Töre
Hu=Hu, Hu hu(Selam)
Yanunda=Yanında
Aş-köz=Yemek
İldiş=Dişleme
Atış-ka=Atış
Tapa=Tuba

Bu çalışma, asil ve şeref dolu yaşamının son günlerini bile dinlenmek yerine kendini, milletini ve dünyayı daha doğru tanıyıp, tanımlamak arzusuyla insanlığın kayıp tarihine ışık tutmak için çabalayan büyük önder Mustafa Kemal Atatürk ve bu yolda görevlendirdiği Türk diplomat Tahsin Mayatepek’e ithaf edilmiştir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s